Bu Blogda Ara

26 Temmuz 2013 Cuma

Sabri Çakır: Baladız'da Bektaşilik İnancı ve On Muharrem Matemi / Yası

Prof. Dr. Sabri Çakır
[© Sabri Çakır - KanalKultur] -  I. Gümüşgün / Baladız Köyü

Baladız köyü, Göller / Teke yöresinde yaşayan Alevi-Bektaşi inanç sistemi ve geleneklerini sürdüren bir köy yerleşimidir. Önceki adı "Baladız" olan ve 1960'lı yıllarda "Gümüşgün" olarak ismi değiştirilen köy, Isparta ili Gönen ilçesine bağlıdır. Isparta merkezine 27 km. uzaklıkta, Isparta-Burdur ve Afyonkarahisar karayolu üzerinde, geçimini tarım ve hayvansal üretimden sağlayan, bağlık-bahçelik, yeşillikler arasında güzel bir konuma sahip, çoğunluğu Bektaşi olan bir köydür. 285 hanede 835 nüfusun yaşadığı köyde bu nüfusun 260'ı Roman (Çingene), 100'ü Sünni olmak üzere 360'ı dişardan göç ederek köye yerleşmişlerdir. Bektaşilerin hane sayısı ise 185'tir [1]. Köyde evler kerpiç, kâgir (taş ya da tuğladan yapılmış), çoğunlukla taş ve kerpiçten yapılmıştır. Genellikle köy evleri iki oda, bir salon (hol) ve geniş balkonludur. Tuvalet, banyo, mutfak evin içindedir.

Bizim araştırmalarımızda yazılı bir kaynak ya da veriye rastlanılamamış olmasına karşın köyün tarihselliği ilginçtir. Muhtar, dede / baba-dikme, gözcü / rehber vb. kaynak kişilerin sözlü anlatılarında da derinlemesine tarihsel bir bilgi elde edilememiştir. Ne var ki birkaç önemli nokta köyün yerleşimi, tarihi oluşumu, yönetim biçimi konusunda ilginç ve yörenin öteki Alevi-Bektaşi köylerinden farklı ipuçları vermektedir.

Bunlardan ilki köy adının etimolojisidir. Öyküye göre başka bir köyde oturan bir beyin burada "baldız"ı varmış, köye gidip gelirken soranlara: "Baldıza varıp geleceğim" dermiş. Bir başka söyleme göre de köy, Gönen'den geçen Büyük İskender yolu üzerinde kurulmuştur. Önceleri askeri bir kışlanın konaklama yeridir ve "Baladız"[2] adı da "Barduz"dan türetilmiş ve "tuz yatağı" anlamına gelmektedir. 1960'lı yıllara kadar köyün ismi "Baladız" olarak kullanılmasına ve resmi kayıtlara da geçmesine karşın her nedense daha sonra "Gümüşgün" olarak değiştirilmiştir. Köylüler, beyin zulmüne karşı direnen ve sonunda da kurtuluşlarını simgeleyen "Kurtuluş" adının verilmesini yeğlemişlerse de kabul görmemiştir.

Resim 1: Köyün yukarıdan bir görünümü / ilkbahar
[Foto: Sabri Çakır, 2007]
İkincisi de köyün Doğu'da, Güney'de ağalık, şeyhlik, Batı'da özellikle Göller yöresinde de "beylik" denilen ve toprak mülkiyetine dayanan bir yönetim düzeni, 1946'lara kadar Baladız'da da egemenmiş. Köy, bu tarihlere kadar beylikle yönetiliyormuş. Adına da "Abdullah Demiralay Beyliği" denirmiş.. Abdullah Bey, köylüyü toprak sahibi olmaları karşılığında senetle kendisine borçlandırmıştır. Ama köylü yoksulluğun, cehaletin, korkunun egemen olduğu bu dönemde borçlarını ödeyememektedir. Bey ise köylünün malına, mülküne el koymak için hacizci getirir! Bundan rahatsız olan köylüler, beyi öldürmeye karar verirler ve beyin evinin bahçesinde toplanırlar; ne var ki beyin tutumunda bir değişme olmaz. Gördüğü ortak tepkiden korkan bey, borç senetleri yerine başka bir kağıdı yırtarak kaçmaya çalışır; ama başaramaz. Beyi yakalayan köylüler onu öldürürler. Böylece "beylik / ağalık" sona erer. Ne yazık ki beyi öldüren 42 köylü yargılanır ve yüz yıl cezaya çarptırılırlar. Beyi öldüren 42 kişi üçer yıl hapiste yattıktan sonra özgürlüklerine kavuşurlar.. Beyin öldürülmesinden sonra köylü iki gruba bölünür; beyi savunan 28 kişiye"Habeş", öldüren 42 kişiye de "Kavurga" adı verilir. Ama bugün böyle bir soy / sülale ayırımının devam etmediği ifade edilmiştir.

Üçüncü önemli nokta da Baladız'daki "beylik / ağalık" denilen feodal yapıyı ve baskı düzenini anlatan "Baladız Destanı'dır. Destan, 1946 yılında Ruhi Su tarafından yazılmış ve ağanın köylülerce neden öldürüldüğünün öyküsünü dile getirmektedir. Ağalık / beylik düzeninin Batı Anadolu'da Teke yöresindeki bir örneğini vermesi, o günkü toplum yapısını, baskı yönetimini, toprak insan ilişkisini anlatması yönünden destan sosyolojik açıdan da önemli bir tarihsel belgedir. Baladız / Gümüşgün Cemevi'nin iç duvarında çerçevelenmiş olarak asılı duran ve Ruhi Su imzasını taşıyan bu destan şu dizelerden oluşmaktadır: [3]

Resim 2: Baladız'ın yukarıdan bir görünümü
/ kış [Foto: Mümtaz Karaca, 2011]
Bindokuzyüz kırkaltının yazında
Baladız'ın harmanları savrulur
Demiralay toprağında, tozunda
Ecel gelmiş kuşlar gibi çevrilir
 
Çevrilir ağam

Sulh olalım dediler de olmadı
Beyde insaf, kulda sabır kalmadı
Haber gitti candarmalar gelmedi
Kara toprak bey kanıyla yoğrulur
 
Yoğrulur ağam

Haciz geldi ocakları bozuyor
Kimi vergi, kimi sorgu yazıyor
Can dayanmaz, kul canından beziyor
Böyle olursa demir kalmaz, sivrilir
 
Sivrilir ağam

Demiralay ağaların ağası
Katar katar olmuş gider devesi
Isparta'dan Baladız'a ovası
Biryandan Aksu gelir kıvrılır
 
Kıvrılır ağam

Akıl ermez şu feleğin işine
Ağa olmak, paşa olmak boşuna.
Bir taş değer gelir bir gün başına
İnsanoğlu baki değil devrilir
 
Devrilir ağam / Ruhi Su-1946

Resim 3: Aşurenin kazanlarda hazırlanışı
[Foto: Sabri Çakır, 2011]
Köyün kimlik yapısını Alevi-Bektaşilerle göçebelikten gelip bu köye yerleşen Abdallar oluşturmaktadır. Birbirinden farklı inanç ve geleneklere sahip ve yüzde 75'nin Bektaşilerin oluşturduğu topluluğun toplumsal ve kültürel gereksinmelerini karşılayan cami, cemevi, yatırlar, türbeler, sağlık ocağı, ilköğretim okulu, kooperatif, kültür derneği gibi sosyal ve ekonomik nitelikli yapılar, örgütlenmeler bulunmaktadır. Burada öteki Bektaşilik uygulama ve törenleri vb. konular bu makalenin kapsamına sığmayacağından sadece On Muharrem orucu ve yas törenleri üzerinde durulacaktır.

II. On Muharrem Orucu ve Yas / Matem Törenleri

Oruç tutma ibadeti, Alevi-Bektaşi topluluklarında birbirinden bariz farklılıklar gösterse de genelde aynı kalıplar içinde yapılan dinsel içerikli bir uygulamadır. Baladız'da da Muharrem ayında oniki gün oruç tutulur ve adına da "Muharrem orucu" denir.

Resim 4: Aşureye dökülecek şerbet'in duası
yapılıyor [Foto: Mümtaz Karaca, 2011]
Oruç Oniki İmamlar adına, özellikle de Kerbela'da şehit olanlar aşkına, oniki gün hiç su ya da sulu şeyler yiyip içmeden tutulur. Alevi-Bektaşi inanç siteminde 10 Muharrem Orucu Sünnilerin Ramazan orucu bittikten 20 gün sonra başlar ve kimilerinde 11, kimilerinde de 12 gün sürer. Genellikle Kerbela'da öldürülen / şehit edilen Hz. Hüseyin'in acısını paylaşmak, O'na yapılan insanlıkdışı davranışları kınamak için tutulan Muharrem orucuna, aynı zamanda "matem orucu" da denir. Tutulan oruç her gün bir imama adanır. Muharrem orucunda ilk gün en geç 12'den önce niyet tutulur ve yatılır. Sahura kalkılmaz. Oruç gün batımına (güneş batıncaya) kadar sürer Oruç süresince su içilmez, et yenilmez, aynaya bakılmaz, tıraş olunmaz; bir yakınını kaybeden insanın yaşadığına benzer bir duygu yaşanır ve eğlenilmez. 12 günlük orucun bitiminde, On Muharrem'in Alevi-Bektaşi inanç ve değerler sistemindeki yerini, anlamını, önemini belirten konuşmalar yapılır; nefesler ve dualar okunur; pişirilen aşure ve yemekler yenilir; isteyenlere dağıtılır.

Baladız'da da On Muharrem yası / matemi buna benzer şekilde yapılmaktadır. Geçen yıl 18 Aralık'ta, bu yıl da 10 Aralık'ta yapılan bu törenlere katılarak olayı yerinde gözlemleme ve belgeleme olanağı bulmuştuk. Köyün inanç önderlerinden biri olan Baba Kadir Tekin, oruç tutma ibadetini bize önceki yıl şöyle anlatmıştı:[4]
  • Aralık altıda Bağlantı Cemi / Oruca Niyet Cemi yapıldı. Aralık yedide oruç başladı, onsekizinde açıldı. Sabah güneş doğmadan yemek yeniyor; akşam da güneş batımında iftar açılıyor. İftarda da, sahurda da su içilmez. Oruç, 12 gün boyunca Saka suyu ile açılır. Biz de Ramazan ayındaki gibi iftar-sahur olmaz. Orucun son günü adaklar, kurbanlar(şükür kurbanı) kesilir; onsekizinde (On Muharrem'de) Kerbela Şehitleri adına yapılan aşure dağıtılır, yemekler yenilir.
  • Oruç süresince akşamları evlerde toplanıp kitaplar, mersiyeler, düvazlar okunur, saz çalınmaz ve semah yapılmaz.
  • Oruç süresince cem yapılmaz. 
Resim 5: Okunan dua eşliğinde aşureye
şerbet dökülülüyor [Foto: Sabri Çakır, 2011]
Her yıl olduğu gibi bu kez de anma töreninde yenilecek yemekler ve aşure aynı mekanda, yine Sinan Baba Türbesi'nin bahçesinde yapılıyordu. Sinan Dede Türbesi'nin giriş kapısına bitişik aşevinin duvarında: "Kerbela şehitlerini rahmetle anıyoruz. Hoş geldiniz." yazısını bu kez asmamışlardı.

On Muharrem matemi / yası ile ilgili hazırlıklar bir gün önceden başlamıştı. Önce kurban kesilmiş, yemek ve aşure kazanları kurulmuş; aşure yapan bacılar sabaha kadar uyumadan aşure kazanlarını karıştırarak, kıvama gelmesi için çalışmışlar. Biz vardığımızda kuru fasulye, etli içi pilav, geceden beri pişirildiği için hazır duruma gelmişti zaten. Dört aşure kazanı vardı, gelenlere dağıtılmak için. Bu yemek ve aşurelerin ne kadar kişiye yeteceğini sorduğumuzda, yaklaşık olarak 1200-1500 kişiye rahatlıkla yeteceği yanıtı verildi.

Aşure kazanları devamlı karıştırılarak kıvamını alması sağlanıyordu ve şerbetinin dökülmesi aşamasına gelinmişti. Önce Baba Kadir Tekin ve Fatma Nine şerbet dökme duasını birlikte okuyarak töreni başlattılar. Bir taraftan da önceden kaynatılan şerbet, sitillerle aşure kazanlarına dökülüyor, bir kadın ve bir erkek de devamlı olarak aşure kazanını karıştırıyorlardı. Artık her şey hazır duruma gelmişti. Öte yandan da aşurenin nasıl yapıldığı, kaç çeşit malzemeden oluştuğu anlatılıyordu. Esasında 13 çeşitten oluştuğu söylenmesine karşın bu kez yedi ayrı malzeme katılmıştı aşurenin içine..

Resim 6: Dağıtılmak üzere hazır hale
gelmiş aşure [Foto: Sabri Çakır, 2010]
Bugün Sinan Dede türbesinin çevresinde yapılan matem töreni, pazar günü cem evinde, gelecek hafta cumartesi ve pazar günleri de öteki türbelerde devam ettirileceği söylenmişti. Buradan anlıyoruz ki köyde bulunan her türbenin çevresinde ya da o türbeler adına yemek ve aşure törenleri düzenleniyordu. Önce Sinan Baba'da başlatılmış, pazar günü cemevinin bahçesinde Tez Mehmet Dede için yapılacaktı. Orada da kurbanı kesiyorlardı pazar günkü tören için. Gelecek hafta köyün en üst kesiminde bulunan Şirin Baba türbesi ile aşağısında bulunan Çalı Dede türbesinde aynı törenler devam ettirilecekmiş.

Buradan, Baladız' da türbelerin farklı guruplarca paylaşıldığı ya da türbelerde yatan ermiş / ulu kişilere eşit davranmak için ayrı günlerde törenlerin yinelendiğini anlıyoruz! Yine köyde iki ayrı yol önderi bulunduğuna göre türbelerdeki anma törenlerinin bunlar ve gruplarınca paylaşıldığı varsayımını ileri sürebiliriz.

Bugünün anlamını sorduğumuzda da Korkuteli / Büyükköylü İsmail Dede kısaca şunu söylüyordu:
"Bugünün anlamı, Alevi- Bektaşi'lerin yas günü. Bütün canlarla oturup yiyip içmek; Hasan ve Hüseyin adına, içimizdeki Ehlibeyt aşkına bunu devam ettiriyoruz..Bu yapmış olduğumuz bir ibadettir, gençlerimiz de bizimle beraber, onlara örnek olmak, bu değerleri hem kendi inancımızdan hem de öteki inançlardan olanlarla paylaşmak istiyoruz.." [5]
Hizmet verenler o denli örgütlenmişlerdi ki, sanki aralarında gizli bir iş bölümü oluşmuştu..Kimileri gelenleri "hoş geldiniz"diyerek karşılıyor, onlara yer gösteriyor, kimileri yemek dağıtıyor, kimileri oluşan bulaşıkları yıkıyor, kimileri de türbeyi ziyaret edenlere yol gösteriyordu. Gelenlere, kadın-erkek ayırımı yapılmaksızın öncelikle "çorba, etli kuru fasulye, etli pirinç pilavı(kabune), irmik helvası ve yeşil salatadan oluşan yemek veriliyor, arkasından da aşure ikram ediliyordu. Ayrıca uzaktan yakından, köyden-kentten gelenler ellerindeki kaplara aşure koydorup evlerine ya da yakınlarına götürüyorlardı.

Resim 7: Hazırlanan etli kuru fasülye
yemeği [Foto: Sabri Çakır, 2011]
Bu matem / yas töreninin sosyolojik anlamı çok önemliydi. Köylü-kentli her sınıftan insana, kadınlı-erkekli, çocuklu-çocuksuz herkese açıktı. Hiç kimseye ayrıcalık yapılmıyordu. Törende özgürlük vardı; dayanışma, birliktelik, paylaşım ve en önemlisi de barış vardı. Türk toplumunda siyasal savaş, terör, töre cinayetleri, umutsuzluk ve mutsuzluklar yaşanırken, küçük bir Bektaşi köyünde ve köydeki ulu kişilerden Sinan Baba Türbesi'nin bahçesinde bu fotoğrafın anlamı çok önemliydi. Gelin birlikte olalım, bırakalım mezhep-din ayrımını, kendimizden olmayanları küçümseyip onlar hakkında peşin yargılara varmayalım; paylaşmayı bilelim, inançları yaşatalım ve kendi inancımızdan olmayanları, sadece insan olarak yaratıldıkları için sevelim, sevilelim vb. mesajlar veriliyordu bu matem töreninde.

Günün sonuna doğru On Muharrem matemini anmak için, Sünni, Alevi-Bektaşi ayrımı yapmaksızın Sinan Baba Türbesi'nin avlusunda toplanan ve sunulan yemek ve aşureyi yiyen ve kimileri de Sinan Baba'yı ziyaret ederek çeşitli dilek ve temennilerde bulunan topluluk dağılmaya başlamıştır.

Biz de bu matem törenini, Alevi-Bektaşi şiir geleneğinde Atatürk sevgisini dile getiren ve İsmail Dede'nin, o günün sonunda sazı ile sözüyle söylediği "Atatürkçü Bektaşiler" dizeleriyle bitirmiş olalım.

Resim 8: Sinan Baba Türbesi'nde yemek
ve aşure yiyenler [Foto: Sabri Çakır, 2011]
Hak'a giden yolu bulmuş
Atatürkçü Bektaşiler
İnsanlığa örnek olmuş
Atatürkçü Bektaşiler

Eşitliği çok severler
Özgürlüğü hep överler
Her dem devrimciyim derler
Atatürkçü Bektaşiler

İlmi dalda yarışçıdır
Uygarlığa varışçıdır
Sevecendir barışçıdır
Atatürkçü Bektaşiler

Hâkimdirler ellerine
Kem söz girmez dillerine
Sahiptirler bellerine
Atatürkçü Bektaşiler

Halkın düşmanını tanır
Zalim üstüne çullanır
Silah değil saz kullanır
Atatürkçü Bektaşiler

Derviş Kemal gerçek şudur
Enel Hakk'ın mansurudur
Yurtta denge unsurudur
Atatürkçü Bektaşiler [© Sabri Çakır - KanalKultur]
 
Resim 9: Sinan Baba Türbesi'nin iç görünümü
Notlar

[1] Köy Muhtarı Ali Haydar Tekin'in 10 Aralık 2011 tarihinde verdiği nüfus bilgileri
[2] Yeni ismi Gümüşgün olan Baladız'ın başka anlamları da vardır: Taze ve olgun incir, taze yeni fidan, asma filizi, çalılıklar arasında yetişen ve yakacak olarak da kullanılan bir bitki anlamlarına da geldiği ileri sürülmektedir [Köy Muhtarı Ali Haydar Tekin'in verdiği belge]
[3] Cemevinin içinden alınmıştır. Cemevinde asılı duran bu destanın altında şu not o günkü tarihi ve olayı aydınlatması bakımından çok önemlidir: "Abdullah Bey'in arazisi çok geniştir. Köyün ağasıdır. Köylüler ağanın zulmünden kurtulmaya karalıdırlar. Ağayı öldüreceklerdir… Jandarmaya haber verilir ama jandarma yetişemez, geç kalır ve ağayı silahla öldürürler. Ağayı öldürdükleri iddiasıyla 42 kişi tutuklanır. Bunların toprakları yoktur ve Bunlara "Kavurga" denir. Ağayı savunanlar 28 kişidir ve bunlar ağanın topraklarını ekip biçerler ve " Habeşler" adıyla bilinirler."
[4] 18 Aralık 2010, Kadir Tekinle yapılan görüşme
[5] 10 Aralık 2010 tarihinde Baladız'da yaptığımız görüşme 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder